Organik mi ? Doğal mı ?

Organik mi ? Doğal mı ? Ne yiyelim nasıl yetiştirelim ? Ne zor bir soru. Atalarımızın yerleşik düzene geçerek tarım yapmaya başlamasından bu yana geçen 12.000 yıllık süreç sonunda ve bu sürecin son 100 yılında tarımın endüstrileştirilerek kapitalist düzenin baş oyuncaklarından biri haline gelmesi ile geldiğimiz nokta bu , ne yiyeceğiz ? nereden alacağız ? hangi sistem de üretilmiş olacak ?

Konvansiyonelin adını bile anmak istemiyorum. Tarımsal üretime ilgisiz alakasız olan herkes dahi biliyor ki artık petrol yiyoruz. Petrol devrimi ile sentetik gübre girdisi , nakliyesi zor olan tarımsal ürünlerin dünya üzerinde adeta tur attırılması ile gıdanın maliyetine katlamalı olarak binen petrol maliyeti ve de maliyet hesaplarında gösterilmeyen çevre kirliliği , karbon emisyonun daki artış ile birlikte adeta artık biz petrol yiyoruz.

Petrol pahalandıkça da daha pahalı yiyoruz. Amerikanın herkesi doyuracağını açlığa çare olacağını söylediği yeşil devrim safsatasından neredeyse 50 yıl geçti. Açlık bırakın azalmayı katlanarak artıyor.

Dünya Ticaret Örgütü ve Birleşmiş Milletler Gıda Ve Tarım Örgütünün ihracatı zorlayıcı ve ithalatı serbestleştirici teşvikleri sayesinde açlıklarına son verilecek olan fakir ülkelerin fakir çiftçileri ellerinde kalan son toprakları da çölleşmeye terk ediyorlar.

Aşırı sübvanse ile ucuza üretilen ve üretimin de sağlayacağı kalorinin çok üzerinde kalori tüketen ucuz tarım ülkeleri dünyanın sayılı buğday üreticisi ülkelerinden olan Hindistanı bile zora soktu.

Organik mi ? Doğal mı ?

Yeryüzü bolluk içinde üretiyordu ve herkesi doyurmaya yeterli yiyecek daima mevcut olacaktı. Tersi söz konusu olsaydı, dünya üzerinde insan ortaya çıkmazdı. En küçük böceklere ve kuşlara, kendileri için ekip yetiştirme zorunluluğu olmaksızın, gereksinimlerinden fazla besin sunulmuştur. O hâlde sadece insanın, yiyecek isteği ile ilgili dövünmesi ve besin düzeninde ki dengesizlik konusunda endişelenmesi ne garip.En düşük düzeyde ki canlıların dahi gâyet iyi geliştiği koşullarda, niçin yalnızca insan,besin düzeni konusunda kaygılanıp yiyecek üretimini geliştirme ve iyileştirme zorunluluğu hissetti ? ” Masanobu Fukuoka.

Böyle diyor doğal tarımın babası Japon Üstad Masanobu Fukuoka. Doğal tarıma gönül verip de Fukuokasan’ı tanımayan yoktur. Tanımıyorsa da doğal tarımdan haberi yoktur.

Organik Tarım Nedir ?

Yasada belirtilen gerekli koşulları yerine getirip , sertifika vermeye yetkili bir kuruluşa müracaat ederek , üretiminizin tüm safhalarında kayıt sistemi kullanıp üretim safhalarınızı ve tarla veya bahçenizi denetime açarak , yasanın izin verdiği girdiler ile yapılan üretime de Organik Tarım deniliyor.

Bu sistemde üretilmiş ürünler organik ürün oluyor . Bu şekilde üretilip satılan tohumlar da hybrit olsalar dahi organik hybritler. Çoğu tüketici organik tarımda sadece atalık tohumların kullanıldığını zannediyor , fakat organik sertifikalı üretim yapanların çoğunluğu hybrit tohum kullanıyorlar.

İş sertifika almakla bitmiyor , sistemde kaldığınız sürece tüm üretiminiz ve tarla veya bahçeniz haberli ve habersiz denetleniyor. Bu tüketici açısından çok önemli bir artı. Benim organik tarımda en beğendiğim ve savunduğum kısım bu.

Benimde 2011 ila 2013 yılları arasında üretim sertifikası sahibi olduğum. Ve dünyada pazar büyüklüğü 2016 yılında 89,7 milyar dolara ( Türkiye Ziraat Odaları Birliği ) ulaşan Organik tarım gittikçe büyüyen bir pazar.

Böylesine göz alıcı büyüklük de bir pazarın dünya kapitalist sistemi dışında faaliyet göstermesini beklemek çok saçma olur. Gün geçtikçe sisteme yenisi eklenen sertifikalı zehirler ve hybrit tohumların serbest olması ile bunu anlamak zaten çok basit.

Tamam organik tarımda ata tohumu yasak değil ama , destek almak istediğiniz de tescilli tohum kullanma şartı var. Yani tescilli hybrit tohuma devlet desteği var fakat siz atalık tohumdan üretim yapmakta ısrar ederseniz ona destek yok. (Tüm tarım şekillerinde böyle )

Atalık tohumların yayılması çoğalması dahası tüketicinin bilinçlenip atalık tohum tercih etmesi ve üreticiye baskı yapması tohumcu firmaların işine gelmiyor.

Çünkü atalık tohum anonim , kimseye tescillenemiyor , sırtından para kazanılmıyor. Çiftçi tohum tekellerine mahkum edilemiyor. Organik tarımın yumuşak karnı da bu işte bana göre. Fakat nedense bunu organik üreticiler de dahil pek kimse dillendirmiyor. Tüketicilerinde çoğu farkında değil bu durumun.

Endüstriyel sistemin sadece hybrit ve tescilli tohumlara desteğe devam etmesi sonucunda küçük ölçekli tarım işletmelerinin kullandığı yerel çeşitlerde yok olmaya mahkum olacaklar. Bu da zaten pazarın genelinde hakim pozisyonda olan yabancı tohumculuk firmalarının ekmeğine yağ sürecek.

Kapitalizm asla ele geçirdiğini bırakmak istemez, elimiz de olan tek silahımız tüketicinin gücü. Biz talep edersek yapmak zorundalar , talep etmek içinde bilmek anlamak ve bilmeyene de atalık tohumun önemini anlatmak gerek.

Doğal Tarım Nedir ?

Eğer araştırırsanız Gıda ve Tüketici ürünlerinde doğal kelimesinin yasal bir tanımının olmadığını görürsünüz ( ” Doğala özdeş aroma ” haricinde , artık her ne demekse ? )

Doğal üretimin bir sertifika sistemide yok , bazı özel şirketler sertifika veriyorlar fakat organik tarımda ki gibi bir sistem yok. Çünkü doğal üretimi sömüremezsiniz , sırtından para kazanamazsınız .

Çünkü doğal üretimin en baş girdisi tohum, atalık tohumdur ve hakkı çiftçinin elindedir. Bu tohum hem sermayedir hemde nihai üründür. Çıkan üründen bir sonraki yılın tohumluğunu ayırır kalan ürünü satarsınız.

Bu size tohum satamayacaklar demektir !! o zaman doğal üretim tu kaka . Organik üretim üzerinden sömürmeye devam.

İş hayatıma başladığımdan şu zamanlara kadar hep kayıt sistemi ile düzenli evrak tutulması ile kısaca organize olmanın önemini bilerek ve deneyimleyerek çalıştım. Organik tarımın en güzel yanı bu olsa gerek. Her şey kayıt altında kontrollü ve sertifikasyon süreci ile denetlenmekte.

Organik üretimde hybrit tohum ve sertifikalı zehirler serbest. Zehir serbest olmalı ki dünya devleri satmaya devam edebilsin. Hiybrit tohum serbest olmalı ki dünya tohum devleri tohum satmaya devam edebilsin. Zaten artık zehiri de tohumu da aynı tekeller satıyor.

Hybrit tohum nedir ? Tohum firmalarınca hastalık dayanımı ve verim artışı amacı ! ile geliştirilmiş iki veya daha fazla anacın kendi aralarında çapraz olarak döllenmesi sonucu meydana getirilmiş – asla icat edilmiş değil bunu unutmayalım- melez çeşitlerdir.

Bizim bildiğimiz patent icatlara verilir ama ne hikmetse tohum işinde özellikleri birbirine aktarıp patent alıyorsunuz tohuma , adınıza tescilleniyor ve her yıl bu tohumu çiftçiye satıyorsunuz. Çiftçi bir sonraki yıl bu tohumdan ürettiği bitkiden tohum alamaz çünkü melez tohumdan üreyen bitkiden alınan tohum ile üretilen bitki ilk anaçlara doğru açılım gösterir özellikleri kaybolur.

Verim artışı ve hastalıklara dayanım !! Niçin atalık tohumlar ıslah edilerek geliştirilmiyor bu hastalıklara dayanıklı ve verimli yeni çeşitler . Modern biyoteknoloji bu derece gelişmişken yapılamaz mı ?

Yapılırsa eğer bir kez tohum alan kendi tohumunu ürününden elde edeceği için bir daha tohum almasına gerek kalmayacak. Anladınız mı sistemi ?

Avrupa ve Amerika da kölelik ve sömürgeler kalktı belki ama sadece kağıt üzerinde. Kafaları aynı sömürgeci kafa.

Gıda ve tarım ürünleri ambargoları ile ülkelere kanunlar dayatıldığı aba altından sopa gösterildiği bir devirde, bu kadar büyük hacime ulaşmış ve belkide henüz potansiyelinin çok altında olan bir organizasyon yani “organik tarım ” başı boş bırakılamaz.

Yine söylüyorum , Organik tarım sisteminde olan kayıt ve kontrol mekanizması doğal tarımda da olmalı , lafla peynir gemisi yürümüyor. Doğal üretiyorum diyerek zehir ve suni gübre kullanan kişiler insanları sömürüyorlar. Tabiiki organik sistem içinde de sertifikaları askıya alınan ve organik pazarlardan çıkarılan üreticiler de var.

Bana danışan tüm arkadaşlarıma dostlarıma şunu tavsiye ediyorum, alışveriş yaptığınız kişileri tanıyın, tanışın bu işe gönül vererek mi girmiş yoksa bu işte para var diye mi girmiş ? Para tabiiki kazanılmalı ama amaç para olunca biraz da gönül meselesi olan bu iş zor yürüyor.

Yanlış anlaşılmasın para kazanmak için bu işe girenler hakkıyla bu işi yapamaz demeye getirmiyorum lafı. Bu söylediğim durum her iş kolu için geçerli.

Ülkemizde bir çok piyasada olduğu gibi doğal ve organik pazarında da piyasa sığ. Çünkü ekonomik refah seviyemiz bu tür üretimin getirdiği maliyetleri karşılamakta zorlanıyor. Bu işlere sadece para var diye giren bu pazarı değerlendirmek isteyenler haliyle yatırımlarının geri dönüşlerini karlı ve çabuk istiyorlar.

İşte belki de problem de tam da burada çıkıyor. İster organik ister doğal tarım yapın para için bir kez ödün verdiğinizde bunun devamı ister istemez geliyor.

Organik tarıma en büyük eleştirim özellikle Hybrit serbestliği ve giderek artan organik sertifikalı zehir kullanımı konusunda. Fakat sertifikasyon sistemi ve kontrol mekanizması diğer üretim şekillerinde de olmalı diye düşünüyorum.

Fakat Doğal ile Organik arasındaki ( bazı dostlar ikisinin de aynı olduğunu zannediyorlar ) uçurumu herkes bilmeli. Organik tarım maalesef gittikçe endüstriyelleşti.

Bizlerin gönül verdiği ve aradığı üretim yöntemi, köylü tarımı ( eski zamanlarda ki gerçek köylü tarımı ) diye bildiğimiz tohumunu kendi muhafaza eden gübre olarak kendi ahırının gübresini kullanan ve en önemliside fazlaca mekanize ( ne kadar çok mekanizasyon o kadar çok petrol tüketimi demek ) olmadan zehirsiz , ailece yapılan tarım. İşte kabaca bunu doğal tarım diye adlandırabiliriz.

Doğal Tarım ile Üretim Bizi Beslemeye Yeter mi ?

Konvansiyonel tarımı savunanların en büyük argümanı doğal ( veya organik ) tarım ile yapılan üretim bizi besleyemez.

Öncelikle şu anda dünyada açlık çeken ülkeler olduğuna göre demek ki konvansiyonel tarım da besleyemiyor.

Üretmek yerine tüketmeye teşvik ederseniz. Çiftçilerin ellerinden üretim fırsatlarını çalarsanız , evriminden bu yana 80.000 çeşit bitki ile beslenmiş , 3000 bitkinin devamlı üretimini yapmış olan insan soyunu günümüz itibari ile gıdanın % 75 ini tedarik için sekiz tür ekine ( yanlış okumadınız 8 tür ) mahkum ederseniz tabiiki açlık devam edecek. ( Petrol Değil Toprak s.158 )

Suni olarak ucuzlatılmış gıdalar ile besleyicilik değeri olarak yanlarına bile yaklaşamayacakları kaliteli ve besleyici doğal üretim gıdaları fiyat olarak karşılaştırıp insanlar bunları alamaz derseniz açlık devam edecek. ( Konvansiyonel ürünler üretim esnasında ve sonrasın da nakliye paketleme depolama vs gibi diğer işlemlerinde doğal ve yerel gıdanın kat be kat üstünde karbon salınımına neden olurlar eğer bu maliyeti üretim maliyetine dahil ederseniz konvansiyonel üretimin daha pahalı olduğunu göreceksiniz. İnsanoğlunun bugünün sözde refahı için yarından çalmasının ederini hesaplayabilirseniz tabii ki )

Gelelim doğal tarım bizi besler mi ? sorusuna ;

Ben 2019 ilkbahar – yaz sezonun da yaptıklarımı anlatayım siz karar verin besler mi ? Beslemez mi ?

2019 sezonunda üretim yaptığım alan yaklaşık 1300 m2 ilk bir alan .

Toprak hazırlığı ekim dikim ve bakım işlerinin ağır olan kısımlarını iki kişi yapıyor , kardeşim ve ben.

Aileden çiftçi değiliz , sonradan köylü olduk. Atadan bir köylü kadar iyi bilmemiz mümkün değil. Çünkü kadim çiftçilik geleneği aileden öğrenilerek geliyor.

Başka işimiz de olduğu için haftanın 4 günü ( genelde ayrı ayrı günlerde ) ancak çalışıyoruz köyde.

Hayvanlarımız olmadığından tam entegre bir sistemimiz yok. ( Gübre için dışarıya bağımlılık açısından söylüyorum )

Mekanizasyon yani traktör filan yok , sadece çapa motorumuz var elle idare edilen .

Vakitsizlikten ve iş bilmezlikten ürünün % 20 ilk kısmı da heba oluyor. ( ya dalında çürüyor yada ambalajlama ve ya depolama esnasında heba oluyor.

Kimyasal zehir ( ilaç diyorlar konvansiyonelciler ) ve suni gübre sıfır.

Yetiştirdiğimiz ürün bu kadar alan da 9 tür de toplam 14 çeşit.

Ve sonuç olarak 3 ay boyunca yaklaşık 30 aileye ayda iki kez ürün gönderimi ile toplam 3,000 kg ( 3 ton ) sebze.

Yukarıda bahsettiğim olumsuzlukların fazlası var eksiği yok , yazı zaten çok uzun oldu daha da detaya girmeyeceğim.

Aynı alanda monokültür yaparsak suni gübre ve zehir desteği ile yaklaşık 600 kg buğday alabiliriz.

Biyoçeşitliliğe yaptığımız katkıdan bahsetmeye gerek yok herhalde.

Sizce Doğal tarım ,iş bilen çiftçilerin elinde bizi besler mi ? Beslemez mi ?

Tags: atalık tohum, bahçecilik, bahçeden tohum almak, bostan kuralım, doğal hayat, doğal tarım, doğal yaşam, kendi gıdanı yetiştir, organik bizi besler mi ?, organik tarım

Related Posts

by
Previous Post

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0 shares

Bostan İstanbuldan Haberler

Recent Posts